Aranan Kelime
Teklif Talebi
Teşvik, Muafiyet, İstisna Tasdik Hizmeti
Vergi, Teşvik, İstisna , gümrük, dış ticaret mevzuatları teknik ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu konularda uyuşmazlıkların çözümü ise tam anlamıyla bir uzmanlık işidir.
Simülasyonla Marka Stratejisi
Brandsim simülasyon ve veri madenciliği teknolojilerini kullanarak marka ve pazarlama danışmanlığı veren, pazar araştırmasından alınan verilerle analiz ve hedefleme yaparak markalar için doğru stratejiler oluşturan bir danışmanlık firmasıdır.
Turquality Ön İnceleme ve Hazırlık
Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından yürütülen devlet destekli teşvik programı olan Turquality Programı kapsamında akredite edilen Consulta Yönetim Danışmanlığı, programa başvurmak isteyen firmalara programın gereksinimlerini karşılamaları konusunda
Turquality Programı
Firmaların; Hissedar ve üst yönetimlerinin vizyonlarını geliştiren, Markalaşma ve uluslararası rekabet düzeyini belirleyen, Stratejilerinin oluşturulmasında kullanılmak üzere Pazar istihbaratı sağlayan, Kurumsal strateji ve operasyonel planlarının oluşturulmasını tetikleyen, Değişimi sağlayacak yöneticileri eğiten, Kurumsal yapılanmaya ilişkin tüm süreçler için finansal destek sağlayan, Yeni pazar ve segmentlere girmek için uluslararası bağlantılar kuran, Firmaları uluslararası markalaşma ve yeni pazarlara girme çalışmalarında finansal olarak destekleyen dünyanın en kapsamlı marka destek programıdır.
Consulta ile Turquality Yolculuğu
Turquality Programı’nda veya Marka Destek programı kapsamında yer almak sadece alınan teşvikler ve finansal destek açısından değil, şirketlerin kurumsal anlamda gelişmeleri, çalışanların buna paralel olarak kendilerini geliştirmeleri, Turquality ve Marka Destek programı kapsamında bulunan network’e dahil edilmeleri açısından da son derece önemlidir.
Operasyonel Gelişim Eğitimleri
Başarılı şirketler müşteri bağlılığını ve çalışan bağlılığını üst düzeyde sağlayabilen, hissedar değerini yükselten, sürdürülebilir ve güçlü finansal yapıya sahip, operasyonel olarak verimli ve etkin çalışabilen ve büyümeyi yönetebilen şirketlerdir.
Aşırı Alışveriş Psikolojik mi?
İnsanı diğer canlılardan üstün kılan özelliklerinden biri de yaratıcı ve yorumlayıcı zekasıdır. İnsan zekası sayesinde zorlu şartlarda bile hayatta kalmayı başarabilmektedir. Aynı zeka insana paranın keşfini gerçekleştirmiştir. Çünkü yaşanan hayat içerisinde herşeyin bir karşılığı, bir değeri olmalıdır. Bu sayede, insanların emekleri karşılıksız kalmadığı gibi, ihtiyaçların karşılanabilmesi için de gerekli paranın elde edilmesi insanların motivasyonlarını arttırmaktadır.
Erol Arat ile CREAVIT markası ve seramik sektörü

Markaya isim veren biri olarak, Creavit markasının oluşma sürecini anlatır mısınız?

“Çanakcılar” ‘ın hem marka olarak, hem de kurumsal olarak ayrışması gerektiğini sürekli ifade ediyordum. Evrensel olmanın, evrensel değerleri yakalayabilmenin, daha anlamlı pazarlama sebep ~ sonuç ilişkileri çıkarabilmenin, değer oluşturabilmenin yolu bu değişimi zorunlu kılıyordu bana göre. Markamızı önce ihracatta değiştirmeye karar verdik. Beş adet marka önerisiyle anket yapmaya karar verildi ve yaptığımız anketi yurtiçi ve yurtdışındaki müşterilerimizin tamamına gönderdik. Aynı anketi çalışanlarımıza yani iç müşterilerimize de uyguladık.Kümelenmenin odağındaki iki adaydan biri olan Creavit’i markamız, diğerini de bir ürün grubumuzun ismini vermeye karar verdik.   Diğer marka adayımız hala çok satan ürün gruplarımızdan birinin adıdır. Ürün üzerine, ambalajlarının üzerine marka entegrasyonuna hiç bir müşterimiz karşı çıkmıyordu. Bunlar çok güzel gelişmelerdi. Bu hamle sayesinde ihracatta önümüz çok açılacaktı. Ki bana göre öyle de oldu.  Sadece ihracatta değil, yurtiçinde de markamız değişecekti. Değişti  ve 2005 yılı itibarı ile tek ürün markamız “creavit” oldu.

Size göre Creavit markasını rakiplerinizden ayıran en önemli özellikleriniz nelerdir?

Geçmişi inkar etmenin anlamı yok. Doğru çıkarımları olanlar, geçmişlerinden nemalanırlar. Hiç bir şekilde geçmişimizi eleştirmiyoruz. Hatta günümüz aile şirketlerinin en büyük handikaplarından olan, üçüncü kuşak ve sonrasının dağınık varyasyonlarına inat, biz birinci ve ikinci kuşak motivasyonuyla işlerimizi besliyor, iş dinamiklerimizi süreklilik odaklı ve büyüme esaslı olarak modelliyoruz.  Elbette İnsan Kaynaklarımız... Milenyum önce ve sonrasında çok zenginleşmeye başladık. Yeni tepe yöneticiler, sektörel tecrübeli ara yönetici ve elemanlar, üniversal eğitim almış, gelişime açık yeni jenarasyon kümeleriyle iyi bir takım olduk. Elbette o takımdan da markamızı ve bizi besleyen güzel sonuçlar, ürünler, yeni bakış açıları, sürekli inovatif yaklaşımlar çıkıyor. Ne olursanız olun... İletişim gücünüz, sizi besleyen, sizi daha imaj kokan duruşlara öteleyen, size güç katan en önemli faktörlerdendir. Günümüze kadar dar alana sıkıştırılan bu sürecin, daha geniş kitlelere yöneleceğini biliyorum. Elbette bu büyüme dinamiklerimizi pozitif anlamda daha yukarılara taşıyacak önemli bir faktör olacaktır. Ürün çeşitliliğimizin ve süregelen tasarım odaklılığımızın büyüme eğilimli duruşlarımıza olan katkısı yadsınamaz. Bu opsiyonumuzun zamanla daha da evrensel çizgilere ulaşacağını rahatlıkla görebiliyorum.  

Rakiplerimizi küçümsemeyi de, gözümüzde çok büyütmeyi de sevmiyoruz biz. Her ürünün alıcısı mutlaka vardır. Önemli olan “konumlanmak istediğin” yerde yakalayabildiğin mutluluktur. Gideceğimiz yer, yol bellidir. O yörüngenin gidişatı şimdilik istediğimiz istikamettedir. Öyle de devam edeceğine olan inancımız tamdır.

Türkiye Seramik sektörünün global pazardaki yeri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Ülkem, dinamikleri güçlü olan bir ülke olmasına rağmen “imaj pazarının” olumluluklarını da yaşayamamış bir ülkedir. Olası kaynak zenginliğimizin, insan boyutunda, yeraltı ve üstü zenginlikleri boyutunda bir çok ülkeye göre artıları çok fazla olan ülkemizin gelecekteki konumlanmasının bütün sektörel dinamikleri çok olumlu etkileyeceğinden şüphemiz yok.  Ancak, “bilgi”nin çok kolay ulaşılıyormuş ve çok ucuzmuş gibi algılatılan günümüz dünyasında en pahalı ürün olduğunu kabul etmeyenler, yanılmaktadırlar.  Bu yüzden Ar-Ge çok önemli.  Global ölçekte gerek seramik kaplama malzemeleri ve gerekse vitrifiye seramik sağlık gereçleri açısından önemli ülkelerden bir olan Türkiye, dışa bağımlı teknoloji transferleri yapan bir ülke konumlanmasından kurtulabilmelidir. Bu anlamda da, teknolojik yatırım ve ar-ge yatırımları yapacak bütün oluşumlar, devlet destek mekanizmasının temel öğeleri olarak iş yaşamına entegre edilmelidirler.

Ama yine de...Ürün sirkülasyonunun ve deviniminin devam ettiği günümüz süreçlerinde, pazarlama ve marka yapılanmalarına ihtiyacı olan ülkemiz şirketleri bakış açılarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda da konuya muhatap çok fazla şirket bulunmaktadır. Turquality, doğru ve doğru olduğu kadar da anlamlı bir açılımdır. Gelişmiş Batı’nın geçmiş 100-150 yıla uzanan üretim ve sonrasında pazarlama süreçleriyle beslenen markalarının dünyanın her noktasında ne kadar etkin, ne kadar efektif ve marka imajlarının ne kadar büyük değerler oluşturduğu apaçık ortadadır. Avrupa’nın en büyük vitrifiye seramik sağlık gereçleri üreticisi ve ihracatçısı olan Türkiye, bu durumunu aktif değerli marka yapılanmalarıyla sağlayabilir. Bilinç opsiyonlarının, süregelen pazarlama dinamikleriyle doğru beslenmesi, doğru tasarım argümanlarını kullanabilmesi ve doğru marka stratejileri oluşturabilmesi süreçlerini azaltan yapılanmalar mutlaka desteklenmelidir. Ki bu anlamda da, son yıllarda oluşturulan mekanizmalar bu işin ciddiyetini kavrayan bir ülke konumuna doğru geldiğimizi göstermektedir.

Sonuç olarak, sektörel güçlülüğümüzü markasal güçlülüğe dönüştürmek, daha kurumsal olan firmalarla sağlanabileceğinden, sektör paydaşlarının kurumsal duruşuna çeki düzen vermek ve evrensel değerleri anlamlı gelecek senaryolarla yürümek çok büyük önem arz etmektedir.   Ülkemiz şartlarında bunu sağlayabilecek olan ve hayatını sürdüren birçok şirket olduğuna, marka bulunduğuna yürekten inanıyorum.

Vitrifiye sektöründe yer alan bir firmanın teknolojiye uyum sağlaması gerekliliği hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Yaklaşık 20 yıldır bu sektörün içindeyim. Adam başı verimliliklerimiz kendi özgün şartlarımızda ikiye katlansa da, teknoloji durmuyor. Artık, daha optimalini, daha verimlisini, daha efektif olanı üretebilmek teknolojiyi yoğun kullanmakla sağlanabiliyor. Emek yoğun süreçler, teknoloji yoğun süreçlere dönüştükçe adam başına üretim verimlilikleri de, satış verimlilikleri de yükseliyor, maliyetler azalıyor ve efektif rekabet düzleminde “var” kalabilmenin yolları açık tutulabiliyor.  Global düşünüp, yerel karar verebilen uluslararası şirketler, dünyanın her noktasında var oluşlarını, ulusal şirketlerin tutucu ve anlamsız emek yoğun mücadeleleri nedeniyle rekabet avantajına dönüştürebiliyorlar. Hatta büyük uluslararası oyuncular, rekabet avantajını yitiren bir çok hantal işletmeyi bünyelerine katarak daha da çok büyüme, daha etkin pazar penatrasyonu, daha anlamlı kar realizasyonları sağlayabiliyorlar. Bu anlamda da elbette “teknoloji” kullanımının önemi her geçen gün artıyor. Gerek yüksek basınçlı döküm, gerek sırlama robotu, gerekse CNC tezgahlarının verimlilikleri ve iş süreçlerine adaptasyonları, işletmelerin var olma süreçlerinin de belirleyicisi olabiliyor.

Hem yurtiçi hem yurtdışı pazarı için Creavit markasını önümüzdeki 10 yılda nerede görüyorsunuz?

Gerek ulusal pazarda izlenen ve uluslararası bir şirketin araştırma sonuçları ve gerekse uluslararası şirketlerin ülkemizde yaptırdıkları “Pazar araştırmalarının” sonuçları sektörel anlamda, sektörün en önemli oyuncularından biri olduğumuzu açıkça kanıtlamaktadır. Bunlar çok önemli başarımlardır.  Ürünlerimize olan talebin, sahiplenişin ölçütlerinde sürekli olarak büyüyoruz. Bu eğilimlerimizi sürdürmek en büyük amaçlarımızdan birisidir. Şirketimizin temel stratejilerinden olan büyüme, gerek yurtiçi ve gerekse yurtdışı anlamında lokasyon tercihini günümüze kadar yerel ölçekli bir ağırlık merkezi ile bizi yaşatsa da, gelecek süreçlerimizin yurtdışı ağırlıklı büyümeleri daha çok gündemde tutacağını düşünmekteyiz.  Araştırmalarımız, tecrübelerle beslenmiş gözlemlerimiz ve etki alanımıza çok uzak olmayan hedef alanlarında odaklanılan pazarlara özgü yeni açılımların, yeni bakış açılarının, yeni iletişim şekillerinin sonuçlarından faydalanacağız. Katıldığımız fuarlardan elde ettiğimiz veri bankamızın kapasite sorunlarımız nedeniyle hizmet veremediğimiz odak noktası yüklenicileriyle kuracağımız işbirliklerini güçlendireceğiz. O pazarlardaki hedeflerle yönetim anlayışlarımızı adım adım gerçekleştirerek, marka ve ürün satış penatrasyonlarımızı yükselteceğiz.  Daha güçlü iletişim yaparak, duygusal faydanın ürünlerimize yönlenen satın alma faktörüne katkıda bulunacağız. Günümüze kadar “risk yönetiminin” daha çok müşteri ve ülkeyle olan çalışma eğilimi oluşturması yanlış bir strateji değildir. 50 ülkeye ulaşan ihracat portföyümüzün, odaklanılan ülkelerde markalaşmaya dönüşmesi hem kendimiz hem de ülkemiz açısından değer arz etmektedir.  İş sürekliliklerimizin sağlanması amacıyla temel stratejilerimizin vizyona, misyona, büyümeye, inovasyona, insan kaynaklarına olan değer yüklemelerine anlamlı süreçlerde yanıt verebilmek en büyük hedeflerimizdendir.  Geçmişte ve halen yaşayageldiğimiz günümüzde uluslararası boyutta, adları saklı kalmakla beraber büyük sektörel firmaların bizimle yapmak istedikleri çok fazla  “joint venture” işbirliği talepleri bulunmaktadır. Bu talepler, biz işimizi iyi yaptığımız sürece, anlamlı büyümler gösterdiğimiz sürece, tutunur ürün gruplarımızın görülme sıklığının arttığı sürece devam edecektir.

Gelecek 10 yılın stratejik hedefleri bizi mutlaka daha iyi konumlamalara taşıyacaktır. O amaçla çok yoğun çalışıyor, odaklarımızı belirginleştiriyor ve banyo konseptinin, ıslak mekanın tüm unsurlarını içeren çözümleyici önerilerin geliştirilmesine yönelik çabalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Kurumsal karnemizi, değer opsiyonlarımızı maksimize edecek ölçeklere çekme çabalarımızla yükledikçe,  geleceğin bizim için daha anlamlı sonuçlarla şekilleneceğini  öngörebiliyoruz.

Gelecekse “Gelecek” biz ordayız. Varız. Var kalacağız. Daha çok büyüyeceğiz.

Erol Arat ile CREAVIT markası ve seramik sektörü

TURQUALITY yolculuğunda CREAVIT markasına danışmanlık hizmeti sunan Consulta Yönetim Danışmanlığı;  Turquality Ön İnceleme ve daha sonrasında 2.proje olarak Turquality Hazırlık aşamasında firma içerisinde bulunan bütün departmanlar ile sürdürdüğü çalışmalarıyla Creavit’in Turquality denetimine hazır olmasına katkıda bulunmuştur.

İş Analistlerimizden Emre EROL’un, CREAVIT Yönetim Kurulu Üyesi Erol ARAT ile gerçekleştirdiği röportajda, CREAVIT markasının oluşum aşaması ve rakiplerinden farkına, önümüzdeki 10 yıl içinde markanın yurt içi ve yurt dışı pazardaki konumuna dair paylaşımlara yer verilmiştir. Erol Bey, ayrıca Türkiye Seramik Sektörünün global pazardaki yeri ile sektördeki firmaların teknolojiye olan uyumunun gerekliliği hakkında fikirlerini bizlerle paylaşmıştır.

Röportaja geçmeden önce, CREAVIT  Yönetim Kurulu Üyesi  Erol ARAT’ı biraz tanıyalım.

1965 yılında Zonguldak’ta doğan Erol ARAT, ilk ve orta öğretimini Karabük’te tamamlamıştır. Sonrasında sırasıyla, Ankara Erkek Sanat Yüksek Öğretmen Okulu, Hacettepe Üniversitesi Zonguldak Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü, Hacettepe Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Maden Mühendisliği Anabilim Dalı Yüksek Lisans, Karaelmas Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Maden Müh. Doktora programını 'yeterlilik sınavını başarmasına rağmen’ aile ihtiyaçları nedeniyle bırakmak durumunda kalmıştır.

Yüksek lisans ve doktora öğrenimleri sırasında 6 yıl asistanlık hizmetinde çalışmasının ardından, Üniversite’den ayrılmasıyla birlikte 20 yıl Çanakçılar Şirketler Grubu'nda değişik kademelerde yöneticilik yapmıştır.

Erol Arat aynı zamanda Fenerbahçe Spor Kulübü ve Seramik Federasyonu asıl üyesidir.

Röportajı okumak için tıklayın.

Firmanızı kısaca tanıyabilir miyiz?

Consulta, 25 yılı aşkın süredir orta ve büyük ölçekli şirketlere, finansal kuruluşlara, çok uluslu şirketlere; bağımsız denetim, vergi, yönetim danışmanlığı, outsourcing ve eğitim hizmetleri sunan, 120’ye yakın profesyonelin çalıştığı bir grup şirketidir. Danışmanlık birimi olarak İtalyan Think Tank ve Danışmanlık şirketi olan Ambrosetti’nin Türkiye temsilcisi ve Software AG’nin Türkiye’de danışmanlık çözüm ortağıyız; ayrıca denetim ve vergi konusunda global bir network olan INAA’nın Türkiye temsilcisiyiz.

Uluslararası işbirliklerimiz ve stratejik ortaklarımız ile müşterilerimize bütünleşik, butik hizmetler sunmakta ve onların kurumsal gelişimlerine destek olmaktayız. Yönetim danışmanlığı bölümünde odaklandığımız konuların başında Stratejik Planlama, Organizasyonel ve Operasyonel Gelişim, Yeniden Yapılanma, Aile Şirketlerinde Kurumsallaşma, Marka ve Pazarlama Yönetimi, Turquality Sürecinde Hazırlık ve Kurumsal Gelişim geliyor.

Sizce markalaşmada en kritik unsurlar hangileridir?

Markalaşmak için öncelikle markanın hitap ettiği kesimin beklentilerini tam ve kesintisiz karşılamak, farklılaşmak ve markanın hedef kitlesi ile duygusal bir bağ kurabilmek gerekiyor.  Bir markaya gerçek anlamda “MARKA” diyebilmemiz için mutlaka üzerimizde bir algı bırakması ve bize bir değer önerisi sunması gerekiyor ki, markayı zihnimizdeki belirli tecrübeler ile eşleştirebilelim.  Küresel anlamda markalaşma sürecinin başarılı olabilmesi için iki temel kriter: markanın ve markaya sahip firmanın finansal gücü ve markanın sürdürülebilirliğidir.

Hem satış büyüklüğü hem de karlılık olarak bakıldığında, bir marka güçlü ve finansal açıdan sağlıklı olmalıdır. Bunun için de markanın belli bir büyüklüğe ulaşmış olması ve bulunurluğunun yüksek seviyede olması gerekiyor; bulunurluğu yüksek markaların bilinirliği de artırıyor. Finansal açıdan güçlü firmalar, sahip oldukları markanın iletişimi için daha fazla kaynak ayırabiliyor; bu da markalaşma sürecini hızlandırıyor.  Sürdürülebilirlik son zamanlarda çok üstünde durduğumuz bir konu; operasyonlarını istikrarlı bir şekilde geliştiren, insan kaynağı ve altyapısı güçlü, gelişen teknolojiye yatırım yapan ve kurumsallık düzeyi yüksek markalar daha sürdürülebilir oluyor. Firmaların büyümesi ve markalaşması da buna göre daha sağlıklı gelişiyor.

Turquality projesi hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?

Turquality Programı en geniş anlamıyla devletimizin Türk markalarını yurtdışına açılmaları ve büyümeleri anlamında desteklediği bir marka gelişim platformudur. Turquality’nin başlangıç aşamasında ana hedefi: Türkiye’den dünya markaları çıkarmaktı. Dünyada imajı yüksek ülkelere baktığımızda, ekonomisi  ve refah seviyesi gelişmiş, kalite algısı ve kişi başına yaratılan değerin yüksek olduğu ülkeler karşımıza çıkıyor. Örnek olarak; ABD’de Apple, Almanya’da BMW, İtalya’da Armani, İspanya’da Zara, Japonya’da Toyota gibi markalar hem ülkelerinin bilinirliğinin artmasında, hem kalite algısının gelişmesinde, hem de ekonomilerinin yükselmesinde ülkelerine önemli ölçüde destek oluyorlar.

Turquality sürecinde firmalar uluslararası markaları örnek alarak operasyonlarına dünyadaki iyi uygulamaları adapte etmeye çalışıyorlar. Programın firmalara olan en büyük katkısının, bu süreçte firmaların vizyonlarını geliştirerek, markalaşmanın gerektirdiği organizasyonel yetkinliklere ulaşmalarını sağlaması olarak görüyorum.  Markalar Turquality’den aldıkları destekler ile yurt dışında daha odaklı ve cesur kararlar alabiliyorlar ve markalarına yaptıkları yatırımlara daha yüksek bir bütçe ayırabiliyorlar. Turquality ve Marka Destek programındaki firmalar, Türkiye’nin ihracatını ve 2023 ihracat hedefi olan 500 milyar ABD Doları’na ulaşma hedefini de önemli ölçüde destekliyorlar. 

Türkiye, bünyesindeki firmalarla küreselleşerek başlı başına bir dünya markasına dönüşmeye hazırlanıyor. Öngörülerinizi ve beklentilerinizi alabilir miyiz?

Türkiye ekonomisi büyük bir dönüşüm sürecinden geçiyor ve bu süreçte firmalar, yarattıkları katma değeri artırma ve markalaşma çalışmaları ile öne çıkıyorlar. Türk firmalarının büyük bir kısmı yakın zamana kadar üretim odaklı bakış açısı ile kaliteli ürün sunmaya odaklanmıştı. Geldiğimiz noktada yurt dışı ile rekabet eden Türk firmalarının tasarım, inovatif iş modelleri ve markalaşmaya odaklanmaları ile öne çıktığını görüyoruz. Yurtdışına açılımda çekingen davranan Türk markaları Turquality’nin desteği ile gerçekleştirmek istedikleri açılımı daha hızlı ve kendilerine güvenerek yapabiliyorlar. Marka yöneticilerinin vizyonları küresel rekabete hazır; ancak firmaların insan kaynağı olarak da yeterli niteliklere sahip olmaları gerekiyor.  Genelde bu firmaların finansal güçleri de oldukça iyi olduğundan, pazarlama ve markalaşma çalışmalarına da kaynak ayırabiliyorlar. İnsan kaynağının gelişimine yüksek ölçüde kaynak ayıran firmaların bu dönüşüm sürecini başarılı bir şekilde yürüteceğine inanıyorum.

Önümüzdeki dönemde Turquality gibi programların da destekleri ile Türk markalarının dünyaya açılımda daha cesur davranacaklarını ve hem kendi markaları ile büyüyeceklerini, hem de marka satın alımları yaparak Türk ekonomisini geliştireceklerine inanıyorum.